Şuanda Tekneniz Amerikan Bayrağında değil ve Amerikan bayrağına kaydetmek istiyorsanız;
Artık Amerikada şirket kurmak gerekmiyor.! Teknenizi Amerikan bayraklı olarak kaydettirmek,
1500 usd değil, 1000 usd değil...300-500 usd arasında bir paraya malolmaktadır.
Yine de seçenek olarak belirtmekte fayda var;
Şirket kurarak Amerikan bayrağına kayıt : 700 usd cıvarındadır. (Fazla ödemeyiniz). Yıllık kayıt yenileme ve vergiler 400 usd cıvarındadır
Şirket kurmadan şahıs adına kayıt: 400 usd cıvarındadır. Başka harç vergi yoktur. Yıllık kayıt yenileme ücreti 50 usd cıvarıdır
Eğer, Yunan bayrağından/Hırvatistan bayrağından >>> Amerikan bayrağına geçecekseniz bu işlemler için de (prosedürler ücretler vs) bilgi verebilirim.
kenandb@hotmail.com
0532 255 9764
4 Nisan 2013
3 Kasım 2012
KIŞ DÖNEMİ YELKEN SEMİNERLERİ
Haftasonları yelkenli tekne kullanma seminerlerimiz devam ediyor..
Yelkenciliğin Tarihi,
Yelkenli tekneler iç dış donanımları,
Halatlar ve bağlar,
Yelkenin çalışma prensipleri,
Rüzgar yönleri,Yelken seyri, genel trimler
Meteoroloji
Navigasyon
Tekneyi seyre hazırlama, toparlama
Tekneyle limandan ayrılma, bağlanma
Demirleme
Teknede güvenlik
TEKBAŞINA YELKENLİ YAT KULLANIMI
- Daha önce eğitim almış kişilere tecrübe arttırma fırsatları ,
Teorik eğitimler ücretsiz yapılmaktadır. Pratik eğitimler, katılımcı sayısına göre uygun boyda yelkenli tekne kiralayarak yapılmaktadır.
kenandb@hotmail.com mesaj atınız.
Cep :0532 255 9764
- Daha önce eğitim almış kişilere tecrübe arttırma fırsatları ,
Teorik eğitimler ücretsiz yapılmaktadır. Pratik eğitimler, katılımcı sayısına göre uygun boyda yelkenli tekne kiralayarak yapılmaktadır.
kenandb@hotmail.com mesaj atınız.
Cep :0532 255 9764
27 Ağustos 2012
Merhaba Ege
2 haftalık, pendik çıkışlı ege gezimizi bitirdik, ayrıntılar pek yakında. Şimdilik caanım Bademli'den resimler ekliyorum (daha güneyde eminim daha "canıım" yerler var ama, buraya kadar en "canıım " yer diyebilirim.)
17 Ağustos 2010
Marmaris-Göcek-Fethiye yelkenli gezi
TATİLİN HİKAYESİ (Acemi denizci dilinden)
25 temmuz sabahı saat 05 gibi küçük kızımla yola çıktık . Küçük dediysem 14 yaşında. Bu ilk başbaşa yolculuğumuz ve tatilimiz. Doğrusu kara aracındaki yardımcı pilotluğunu beğendim, her su istediğimde şişenin kapağını açarak vermesi (ilkinde şişeyi kafasına yedikten sonra kolay öğrendi) beni tekne gezisindeki yardımcılığı hakkında oldukça ümitlendirdi.
Yaklaşık 10 saat süren yolculuktan sonra Fethiyeye ulaştık. Fethiye'ye mersin-mut-karaman-konya-burdur üzerinden korkuteli ve fethiye güzergahı ile gidecektik fakat yolda küçük bir karışıklık (sapacağım yeri atladım) nedeniyle konyadan sonra antalyaya, antalya korkuteli güzergahı ile gittik. (2 saat kadar uzattık yolu yani) (Neyseki bir gün önceden gidiyoruz )
Neyse efendim. Fethiye'de, otogara geçip "Marmaris'e nasıl gideriz ve bu arabayı nereye parkederiz?" diye sorduk. Fethiye Seyahat diye bir otobüsler işletmesi sorumlusu: "buradan binip gideceksiniz ve arabayı da buraya parkedeceksiniz!" dedi.
Bizde öyle yaptık.
Arabayı parkedip otobüsle Marmaris'e geçtik. (Neden böyle bişi yaptık? Turumuz Marmaris'te başlayıp Fethiye'de sona erecek. Biz de hazır nazır arabaya geçip evimize döneceğiz. Sonradan bu yöntemin iyi olduğunu da anladık ) Tarifeli otobüsler 2:45 dk da Fethiye Marmaris arası gidip geliyorlar ve her yarım saatte bir çift taraflı kalkış yapıyorlar. 25i akşamı marmariste, tekneye bineceğimiz marinaya yakın bir pansiyona yerleşip sabahı ettik.
26 temmuz sabahı teknedeydik. Saat 09:00 tam kaptanın istediği satte orda olduk
Yolculukta bize eşlik edecek diğer aile grubu bizden önce gelmişler bikinilerini, sortlarını giymiş havaya girmişlerdi bile.
Elif hanım, oğlu Furkan (14 yaşında çisille yaşıt, okuyacağı lise deniz lisesi olsun istiyor, eh bu da iyi bir tecrübe olacak onun için) bir de aile dostları Mustafa Kemal isimli bir genç arkadaş, odtü mezunu elektrik elektronik mühendisi ama ne varki mezuniyetten sonra özel öğretmenlik yapmaya karar vermiş, her türlü öğrenciye her türlü ders veriyor. süper bir fikir..çok iyi..
5 dk hoşbeş tanışma faslından sonra , sevgili kaptanımız bizi karşısına aldı ve bundan sonra yapılacaklarla ilgili ciddi (!) bir konferans verdi.
Enteresan bir adam, ilk günden kendini belli etti, çok prensipli disiplinli düzenli bilgili bir adam, bir o kadar da eğitmen özelliği yüksek. "Tekne sizindir" diye başlıyor sözlerine, "istediğiniz gibi dümen tutun yelken açın yemek yapın masa kurun, yalnız her sabah her akşam tekneyi bir gün önce bulduğunuz gibi bırakın". Tabi ilk giriş yaptığımızda tekne pırıl pırıl neta bir durumda. Kaptan akıllı, temiz ve düzenli veriyor, temiz ve düzenli istiyor , haklı da bizden sonra da misafirleri olacak, yeni misafirlerini ağırlayacağı değişim günü kendisine kalan sadece 1 akşam onda da temizlikle düzenle uğraşmak istemiyor. Biz de mümkün olduğunca uyuyoruz buna ve uyguluyoruz. Bir de bence denizcilik litaratürüne geçecek bişeyler yapmış uyguluyor kendisi. Teknede iskele sancak demek yasak , sağ sol diyeceksiniz diyor ve bunu da çok kısa bir hikayeyle aklımıza yer etmesini sağlıyor. Kendisi hikayeyi ilerleyen günlerde anlattı ama ben buraya alıntı yapıyorum;
" Turlarından birinde teknedeki konuklarıyla beraber, az biraz sığ yerde manevra yaparken misafirlerden biri de dümen tutuyor. Misafir dediysem öyle bizim gibi acemi değiller, tekbaşlarına kaptanlık yapacak sevide insanlar. Manevra sırasında dümendeki dalıyor kaptanda bir kayaya doğru gittiklerini farkediyor feryat figan iskele iskele diye bağırıyor, tabi gözleri de açılmış yılların denizcisi ama tehlike anlık oluşunca tedirginlik korku endişe yüzüne ve sesine yansıyıveriyor. Bu panik havasında dümendeki vatandaş da iskele yerine sancağa sonra uyanıp iskeleye kırıyor ama tabi dümeni geç dinleyen tekne az biraz daha kayalığa yaklaşıyor. Hızları çok yavaş olduğundan kaza bela gelmeden kılpayı kurtarıyorlar.
O günden sonra kaptan "türkçe" kullanmaya başlıyor. Kendisi dahil insanların panik anında beyninde, sonradan yabancı dil mantığında klasik şekilde öğrendiği gemici dilini kendi ana diline çevirene ve sözcüğü eyleme dönüştürüp uygulamaya alana kadar geçecek sürede hata yapılabileceğine inanıyor. Ve komut işlemede bir aşamayı iptal edip direk ana dilinde "sağ-sol" demek gerektiğine karar veriyor. İyi de yapıyor. Oh be ne güzel "sağa dön, sola dön", "teknenin önü arkası demek" varmış :)
Yeri gelmişken , yani kaptanın litaratür tazeleyen ezber bozan özelliklerini anlatma yeri gelmişken, Kaptanın bir de 38 gemici bağı ile uğraşmadığını (rakamı attım ha hemen 138 tane var aslında demeyin) ve bizi de uğraştırmadığını anlatmak isterim. Bunun da hikayesi şu; 3 bağ var dedi kaptan; birtanesi izbarço çok beğeniyor, kolay ve sağlam ve de kullanışlı her yerde, bağlanırken vs kullanırsınız diyor. İkincisi koç boynuzuna atılan düğüm kendisi değişiklik yapmış " bir dola, bir ters yarım sekiz " diyor. bu bağın atalarını bilemediğim için yorum yapmadan aktarıyorum o da kolay ve pratik bir bağ. Üçüncüsüne gelince o da , kaptanın da eklemesiyle "en ucuz düğüm kör düğümdür" diye ekliyoruz. Evet yanlış duymadınız (yanlış okumadınız) "Kör Düğüm" . Ordaki felsefe de şu; ne düğüm atayım nasıl atayım diye karar veremeyip aklınız karıştığında atın bir kör düğüm gitsin. Neden mi, kör düğümü atmak kolay ve de güvenli, çözemezseniz kesiverirsiniz, kaybedeceğiniz 20 cm halattır. (20 cm, 20 cm derken bi bakmışsın halat bitivermi dediğinizi duyar gibiyim:) Ama kitabına uydurayım şu kazığa şu tip düğüm derken yanlış yaparsanız ve siz tıngır mıngır teknede uykudayken halatınız çözülürse, tekneniz batabilir, ölebilirsiniz bile. Bunda da Kaptana katılmamak elde değil. Ama tabi önemli ve kullanılabilen birkaç bağı da öğrenmemize ve uygulamamıza engel bulunmuyor.
"
9:15 gibi başlayan konferans 11:00 gibi sona erdi. Biz bu arada kaptanın ne tür peynirden hoşlandığından tutun da balığın hangi modelinin kaç gramlık olmasına kadar ve en önemlisi de bu güzel yiyecekleri tükettikten sonra vucudumuzdan defederken nasıl bir yöntem uygulayacağımızı da kendisinden öğrenmiş olduk Hatta bu defetme yöntemiyle ilgili olarak daha sonra uygulama yapma şansımız bile oldu :) Bir de kaptanın "şurda kutuda ilaçlar var herkes 2şer tane atıversin ağzına diye bir uyarısı vardı ... yerine getirdik.. sonradan çok önemli olduğunu anlayacağımız üzere bunlar deniz tutmasına karşı önlemlerdi..bazılarımızın bünyesi kabul etti bazılarımızınki etmedi :)
Alışveriş sepetlerimizi doldurmak için yakın mesafede bulunan tansaş mağazasına doğru cümbür cemaat yola koyulduk . Çocuklar "aystii" lerini seçti. Bizde akşam yemeklerinde tüketeceğimiz nefis ızgaralıklarımızı kaptanın ezine ve eski kaşar peynirlerini elif hanımın unutulmaz lezzette yapacağı salataların malzemelerini ve tabiki 1 binlik şişe rakımızı alıp tekneye gerisin geriye döndük. (5 dk lık yürüme mesafesindeki uzaklığa taksi tutmak durumunda kaldık çünkü 2 buyuk alışveriş sepeti tıkabasa doluydu ve 5 kişi taşıyamadık. )
Aldıklarımızı tekneye taşımak için yine kaptan imdadımıza yetişti. Tekne kıçtan kara bağlı idi ve merdiveni marinada karaya değecek bir şekilde duruyordu. 2 kişi içine atladı, kaptan merdivende ortada 2 kişide tekne dışından torbaları uzatacak şekilde konuşlandık. dışardan 2ser torba kaptana uzatılıyor kaptan o iki torbayı içeri uzatıyor ve ekliyordu "uygun yerlere bırakın ben gelip yerleştireceğim" diyordu.
Taşıma faslı bittikten sonra kaptan biz alışverişteyken ısmarlayıp getirttiği buzları içerdeki buzluklara istiflemişti.
İlk hayal kırıklığımızı yaşamaya başladığımız an o andı. Kaptan sadece etleri,peynirleri ve 2 şişe suyu buzluklara kabul etmiş diğer herşey meyveler sebzeler (salatalık malzemeler) içecekler dışarda orda burda bulunan raflara yerleşecek demişti.
Amanin! aystiiler, sodalar, ayranlar nasıl içilecekti.Meyveler salatalık malzemeler nasıl dayanacaktı? Kaptan gürledi..: "ey bre akılsızlar az önce bu malzemeleri satınalırken, dolaptan mı aldınız" , "yoook" idi, kah o raftan kah bu raftan tezgahtan vs. Ama yook, satınaldıktan sonra biz ille de dolapta dursun istiyoruz...kaptan " olmaz dışarda kalacak 2 gundede hepsini yicez " zaten dedi ve bıraktı.
Teknemiz özel yapım, fiber 12,60 metre çift ana yelkenli (yavl deniyor sanırım), center cockpit denelerden. Kaptanımızın kamarası ve herşeyi teknenin kıç tarafında, bizdede 2 kişilik baş kamara ve 3 kişinin rahat yatabileceği genişlikte salon, duş-tuvalet, mutfak. Tabi ben gezi boyunca güvertede uyudum. Zaman zaman diğer misafirlerde eşlik etti . Issız koylarda gökyüzünde sayıları bir hayli arttmış yıldızlerı seyrederek uyuduk. (Bunlar durduk yere çoğalıyormu ne?! )
Hafif bir rüzgar vardı marinadan ayrılırken. Çok yavaşça ve motorla ayrıldık. Yavaş yavaş marina dışına çıkarken "bir kişi dümene otursun" diye buyurdu kaptan. Ben nerden bilecektim bunun " bir kişi dümene çakılı kalsın ve bir hafta boyunca oraya bağlasın kendini" anlamına geleceğini.. Büyük bir hevesle atladım ve oturdum dümenin başına.
Tekne bir sağa bir sola, öyle ya sağa dönmek için sağa cevireceksin baktın ki fazla kaçtı sola döndürürecen , baktın sola kaydı sonra sağa döndürücen sonra tekrar sol , sağ-sol sağ sol...hey hat! bu nebiçim işti, tekne bir türlü düz gidemiyor. Habire kaptandan fırça yiyorum.. geldi inceliklerinden bahsetti.. dümenin bir kulağı olduğunu anlattı " vereceğim komutların dümenin dinlemesi gerektiğinden" bahsetti ... doğruydu da haklıydıda ama gel sen bunu benim parmaklarıma anlat. neyse yeni başladık dı, şimdiden moral bozmayalamdı...
Az sonra teknenin başı rüzgara döndürüldü ve ön yelken açıldı sakin sakin(!) ana yelken açmadan bir süre devam edeceğimizi havanın sert olduğunu ve cenoa (ön yelkeni) küçük tutarak gideceğimizi bildirdi.. öyle de yaptık motoru kapattık ve tartartar sesi kesildi süzülerek birazda dalgalanarak gitmeye başladık. ilk durak turunç koyu idi. Kısa süre(3-4 saat) sonra turunç koyuna demir attık. ( Turunç koyu aslında uzun değil ama kaptan adalar arasından geçerken değişen rüzgarlara rağmen bize öğretmek için canını dişine taktığından motor çalıştırmadan, sadece yelkenle ve yaklaşık 10 kez tramola atarak bazen de 0,01 mil hıza kadar düşerek gittik, e, o da 3-4 saate çıkardı ) Bu gece burdayız . kaptan komut verdi "yüzebilirsiniz."
Hurraaa!!! şapada şupada...
1-2 saat geçmişti yavaş yavaş tekne ahalisi tekrar tekneye binmeye başladı. teknenin kıç tarafındaki yarım metrelik hortumu bulunan "duşumuzun altında 2-3 avuç su ile durulanıp kurulandıktan sonra az biraz dinlendik. Akşam için balık yapalım kararı aldık. Kaptan "ben pişireceğim" dedi. (ohhh dedik). kimsenin eli varmıyordu zaten.. ama kaptan tüm akşam yemeklerini ızagara şeklinde kendisi hallediyordu bize de salata yapmak masa kurup toplamak bulaşık çay kahve yapmak kalıyordu ki; biz bundan hiç şikayet etmedik. Zaman zaman eli gitmeyenlerimiz oldu ama yine de birbirmize kızmadık birbirmizin yedeği gibi uyumlu olmaya çalıştık. Çünkü güzel eğlenceli dinlenceli olması kadar huzurlu da olmalıydı ve huzurun olduğu yerde de iyi eğitim alınırdı. nitekim öyle de oldu..
Herkes bir işe koyuldu. Ben de birşeyler hazırlayayım diye aşağıya indim. Dolaplardan salatalık malzeme felan çıkarayım istedim.
Amanıııın o da ne ! balık burcu deniz kurdu Kenan, yalpalayıp sendelemiyormu, bir de mide bulantısı cabası....Hemen yukarı attım kendimi.. evet o haplar bana işlememişti anlaşılan ve midemle bir savaşım başladı o dakkada. Beni hemen yere paralel hale getirdiler. itiraz etmedim edecek durumda değildim. midemdekilerin dışarı çıkmaması lazımdı tutmam lazımdı onları orda. Denilenleri harfiyen uyguladım.. uzan ve gözlerini kapa....
Masa kuruldu balıklar kızardı masaya kondu rakı da açıldı ortalığı misss gibi anason kokusu doldurdu..hadi kenan yatılmaz şimdi yemek zamanı.... doğruldum.. yemek istedim.. 1 lokma 2 lokma ... olmuyor tekrar yattım. bensiz bir balık ziyafeti ben de sadece konusmalara katıldım yada uyukladım.
ilk günüm böyle geçti. ama sorun değildi heralde alışacaktım . O saat yanlış duygular ile kendi kendime "hssstr len sen de yelkenle dünya turu mu aticeeen hadi ordaan kerkenez dedim ve dünya turu meselesini oracıkta kapadımmmm. (2 gün sonra daha buyuk istek ve şiddetle açmak üzere :)))))))
Sabah erken oldu denizde. Akşamdan kalan, balıkların kısmeti olan, tüm atılabilir yiyecekleri denize attık. balık çırpıntıları zaman zaman da martı çığlıkları bu besleme şeklinin keyifli olduğunu fısıldadı bize..midemden de çok hafif vızıldamalar dışında bir ses seda gelmiyordu. Bu sabahı kahvaltısız geçirdim.. iyi de oldu.
Yeni rotamıza hareket etmeden önce kapatanın ana direğin tepesini göstererek , biraz işimiz olacak demesiyle birbirimize baktık ne olacak yani diye kaptan açıkladı,
Direğin en tepesinde rüzgarın yönünü tayin eden ve gerektiğinden rüzgara doğru girmemememizi işaret eden(tekne yelkenle giderken rüzgara 30 derecen çok girerse yelkenler üzerindeki tüm kuvvet kayboluyor ve hem tekne duruyor hem de yelkenler pırpırlayarak yırtılmaya kadar gidebiliyor) rüzgar güllü bir donanımı işaret ederek " eğilmiş düzeltmemiz gerek" dedi. " eeeee" dedim içimden.. kim çıkacak tepeye. (teknede her iş bize bakıyor dediysek abartmayalım kaptan) ? bir yandan da hep merak etmişimdir nasıl böyle tepeye çıkarlar da artistik bir şekilde bişey olmadan inerler diye..gözlerimizden okudu ve Kaptan devam etti: asansörümüz var halatla beni yukarıya taşıyacaksınız ben halledeceğim dedi. "alla alla" diyesim geldi.
Sonra gösterdi nasıl olacağını. evet kolay ve guvenli. ana direğin iki yanında direğe monte vinçler var, vinç kolunu takıp yukardan inen bir halatı vince 2 dolayıp birimiz vinç kolunu çevirerek diğerimiz halatı kaymasın diye çekerek kaptanı tepeye doğru çıkardık. Halletti sorunu .. İndirdik.
Sonra yola koyulduk .. 2ci günün durağına doğru ..Yani Sarıgerme. güzel bir yermiş anlattı biraz bilgi verdi. bir adacığın hemen diğer yönüne bağlanacağız dedi. dışarda fırtınalar koparken orda denizde dalga göremezsiniz dedi. İyiydi güzeldi de neredeydi.... 6 saatlik yelken yolculuğu mesafesinde...
Dümenci oturdu dümene yine (yani ben) yelkenler açıldı bu kez ana yelken de açıldı. Ama rüzgar da açıldı :) yani şiddetlendi baya.. kaptan yelkenleri küçülttü "1. camadan atıldı"
Eee dümenci olarak bendeniz tekneye "şaşkın" şarkısını söyletmeye devam ediyordum.. bir o yana bir buyana... kaptana bu böyle olmayacak gel şunu otopilota bağlayalım dedim. Kaptan ikiletmedi. Otopilota bağlandıkdan sonra dümen teknenin gideceği istikameti değiştirmeden ne yapması gerekiyorsa yapmaya başladı . az biraz izledim ... dalgaya çıkmadan dalga yönüne çıkınca ters yöne sanki gözü kulağı varmışcasına ince bir ayarla dümen sağa sola dönerek ve herseferinde de farklı farklı fasılalarla dönüşler yaparak tekneyi aynı istikamette tutmayı başarıyordu.
Yarım saat kadar izledikten sonra tekrar dümene geçtim. izlediklerimi uygulamaya çalıştım. teknenin otopilotu gibi davranıyordum. bir saat kadar sonra kaptan "arkaya bak" diyerek teknenin geride bıraktığı izi işaret etti. hemen hemen tek bir çizgi boyunca iz bırakıyorduk . doğru bir çizgi sağa sola yalpalamak yoktu.
Aferin dedi böyle olacak işte dedi...hehhe dümenci oluvermiştim otopilot abiyi kopyalayarak, artık deryada ölüm yoktu bana :)
Tekne 6 saat kadar sonra 2. gecemizi geçireceğimiz sarıgerme karşısındaki adacığın durgun tarafına demirlendi. bir de karadan koltuk aldık (karaya da bağlandık sağlam oldu)
Yolboyunca zaman zaman ana yelkeni indirip cenoa yı daha küçülterek geldik. Rüzgar , göstergeden okuduğumuz kadarıyla 40 knot hıza kadar ulaştı (yani 70-80 km gibi bişey bu, yani bu bir fırtınaydı.! hemde şiddetli )
Rüzgarı arkadan aldığımız için çok da hırpalanmadan geldik. benim için iyi bir dümen deneyimi ve eğitimi oldu.
Teknedeki tek sorun sıcak su ile duş alamamak oldu bir de tuvalet manuel pompalı idi. Hani, defedeceklerini defettikten sonra, yüzyüze bakıp pompalayarak teknenin pissu deposuna yollamanız gerekiyor. Zor birşey değil ama çok keyifli de değil. Ama olsundu .Sorun değildi..Değerdi..
Burdaki adacıkta tavşanlar yaşıyordu. Akşam yemeğinden sonra bir karpuz kestik yedik. Kalan artıklarını tavşanlarla paylaşmak üzere adaya bıraktık.
Ertesi gün ekincik koyunda duracağız düşüncesiyle sabah kahvaltı sonrasında hemen yola koyulduk .Sabah 11 gibiydi hareketimiz ve yine güzel rüzgar vardı ..Yine arkadan ve iyi yol yapıyorduk ...Kaptan 2-3 saatlik yol demişti. Neydiki ? artık bize saatler önemsizdi, önceki gün 6 saatlik yelken yapmıştık 3 saat neki...
Az sonra Elif hanımınm telefonu çaldı. furkanın babası, furkanın deniz lisesi sınavında başarılı olduğunu fakat ertesi gün sabahtan mülakat sınavı için istanbulda olması gerektiğini söylüyordu . Yolu yarılamıştık . karar vermemiz gerekiyordu. furkanı nasıl yetiştirecektik. otobüstü uçaktı. hangi koyda indirecektik .
Programa göre Ekincikte bir gece kalıp perşembe günü Göcek'e gidecektik. fakat ekincikten istanbula nasıl gönderecektik.. olmazdı. o halde planları değiştirelim bugün Göcek'e gidelim, baba uçak bileti ayarlasın, Elif hanım da Göcekten dalamana götürüp furkanı ucaga yetiştirsin.. karar verildi. baba arandı, bilet ayarlandı. ekincik pas geçildi. şansımızdan güzel rüzgarla göceke erken (!) ulaştık.
Saat 19:00 gibi göcek marinaya vardık. 2-3 saatlik yol diye baktığımız seyir, 8 saat sürmüştü :) Burada da ders vardı;
Teknemiz kıçtan kara daha önceden bağlı olan 2 teknenin arasına girecek ve bağlanacaktı. Marinaya girerken usturmaçalarımızı ustruplu şekilde bağlamıştık. Kaptanın önceden verdiği talimatlara göre kolayca(!) bağlandık ;
Kıçtan kara olacak şekilde geri geri gelmeden önce arkamızda bizi takip eden flikamızı baş tarafa aldık birimiz , iskelede bulunan yardımcılardan birinin çekip suyüzüne çıkardığı tonoz halatını yakaladı ve teknenin başındaki koçboynuzlarından birine geçici olarak (bir dola bir ters yarım sekiz ) bağladı, sonra kıçtaki diğer birimiz, 2 halatı iskeleye fırlattı, bize yardımcı olmaya çalışan marina çalışanı halatları gerisin geri firlattı (sonra bu görevi yapan tekne mürettabatından "diğer birimiz" halatları diğer uçlarını elinde tutmayı akıl ederek yeniden fırlatı ) bir halat sağ kıç koçboynuzuna diğeri sol kıç koçboynuzuna "bir dola bir ters yarım sekiz ile bağladı . Baştaki tonoz bağlantısının boşu alındı ve kıçtan kara bağlanma işi bitti, biz de bittik :)
3. günümüzdü ve sıcak sulu duş alamamıştık (aramamıştık da). Kaptan, "isteyen varsa" (HERKESSSSS İSTİYOR) "marinada duş var dilediğiniz gibi duş alınabilir isterseniz çamaşır dahi yıkayabilirsiniz" dedi...biz hep bir ağızdan kaptan "sifonlu tuvalet de vardır dimi" diye sorasımız geldi /tabi böyle hep bir ağızadan sormadık ama sonradan duşlara giderken hepimizin aklından geçtiğini anladık.
Evet sifonlu tuvalet... hiç bu kadar özlenir mi...en çok da hanımlar ağızlarından düşürmediler. Sifonlu tuvaleti kastederek "dünya varmıış " diyip durdular.
Yaklaşık 4 kez duşa gidip geldik. Tuvalete girip çıkmalar cabası :)
Akşam 9:30 daki uçağa yetişmek için Elif hanım ve furkan yola çıktılar çisil de gitmek istedi ..olur dedim. Sonra o gece Elif hanımın yakın arkadaşları dalamanda ikamet ediyorlarmış onlarda kalabilirmiyiz dediler(çisil de kalacaktı) . olur dedim.
Bu akşam yemekte antrikot ızgara ve salata var. Kaptan pişirdi yine. Söğüş salatayla mideye indirdik. Midemde artık tüm küslükler sona ermiş, yelken ve teknenin keyfi yeniden yerine gelmişti. Dünya turu atabilirim artık :))). Mürettabat eksikliği nedeniyle herkes 2şer porsiyon yedi. :) perşembe sabahı yine alışveriş yapıp göcekteki koyları gezeceğiz. Sayılı gün çabuk geçiyor ama geçen her gün beyinimizde derin güzel çentikler açıyor. Bugüne kadar görmediğimiz yerleri görüyoruz yanında da yelken eğitimi hediyesi var.
Perşembe günü kahvaltı sonrasında hanımları bekledik. Geldiler. Bu sabah yaptıkları kahvaltının artıkları hala parmaklarında ve yalayarak tekneye girdiler. Bir de ballandırdılar bize, "amaan pek de güzelmiş krep yemek " felan gibi şeyler söylediler. Garipler, krepi bile özlemişler. İnsan böyle bir durumda çok basit şeylere özlem duyabiliyor demekki. Sonra 4müz kalan günler için alışverişe yollandık. Bir akşam dışarda yeriz diyerek hafif bir alışveriş yaptık ve tekneye döndük. Kaptan yine buz siparişleri vermişti biz yokken gelmiş ve istiflemiz dolaplara. Bir akşam dışarda yeme fikrimizi açtık kaptana o da Tersane adasında güzel Tandır yapılıyor dedi. Tamam dedik ve yakın koyları gezmek üzere yelkenleri açtık.
İlk olarak yassıca adalarında demirledik (demir atmak yasakmış ) dubalar tonozlar yapılmış sualtı florasını bozmamak ve adalardaki kıyılardaki ağaçları kırmamak için. Biz de onlara bağlandık. Pırıl pırıl turkuaz renkte koylar bunlar. Seyretmekten atlayıp yüzmeye kıyılamaz gibi güzellikler. Kıydık ama, hem seyrettik hem yüzdük.
Daha sonra tersane adasına geçtik..eskiden, vikingler zamanı kadar eskiden yani, burda tekne inşası yapılırmış ondan adı tersane adası imiş. Şimdi bir restoran var keçiler var .. restoranda da keçi tandır yapıyorlar :) restoran sahibine bir ara bu keçileri mi tandırlıyorsunuz diye sordum . Yook canım olur mu öle şey onlar buranın doğal keçileri biz dışardan alıyoruz eti dedi. Bilmem yani niye ordaki keçiler tandır olmasındı ki. O da keçi :). Bir de tava ekmek yapıyorlar burda. Nefis. Sıcakken bi tanesini ayakta yersiniz valla. 2 gün dayanırmı dedik ekmekler için . evet dediler. Kalan günlerimiz için erzaklarımız arasına atıverdik 3-5 tane.
Perşembe gecemiz de keçi tandır ile geçti. Restoranda karşılaştığımız yan masadaki turistlerle ahbap olduk. Çisil kızım " aa baba çok güzel ingilizce konuşuyorlar ne güzel yabancı dil öğrenmişler" dedi. "Hıı dedim belki de ingilizdirler ! insan ana dilini güzel konuşur zaten dedim" ve kafama bi tane tokat yedim. :).. Onlara rakı ikram ettik, sigara verdik. Sigaranın parasını ödemek istediler. höööyt olmaz öle şey diyip türk misafirperver ve kabadayılığını ince bir edayla anlattık..anladılar.. sevindiler.
Cuma - cumartesi sırayla 2-3 koy daha gezdik. hürrüyet adası diye bir adadan geçtik. ada, hürriyetin eski sahiplerinden sedat simavinin kendisine mi torunlarına mı ne aitmiş. Tek bir ev var güzel ...sonra bedri rahmi koyunda demirledik.
Bedri Rahmi bir dönem 7-8 ay bu koyda bir çadırda yaşamış. orda düzgün bir kaya bulmuş ve bu düzgün kayaya picassovari bir balık resmi çizmiş (kafası gözü karnında ecişbücüş bişi yani-yanlış anlaşılmasın ne tip resim olduğunu anlatmak için kullanıyorum bu kelimeleri) . onu gördük. Bence picassoya 5 basar :)
C.tesi sabahı fethiyeye doğru yola koyulduk. yine dümende ben.
Kaptan yolu yarıladığımızda açık denizde "burada yarım saat duralım yüzmek istermisniz" diye sordu.. "e oluuur" dedik. Yelkenleri indirdik, kıçtaki merdiveni inme pozisyonuna getirdk. Denize atlamadan önce gözüm derinliğe takıldı.. 125 metre ... :) 125 metre derinlikte bu suya atlayıverdik.
Muhteşem bir lacivert... pürüzsüz, tortu atık kalıntı veya herhangi bir şey.. hiç bir şey yok.. sanki uzayın derinliğine bakıyorsun ama yıldızsız bir derinlik. ( Bi de hani uzay siyahtır felan, ben de burda lacivertten bahsediyorum. Yani hıyarlık yapmıyorum ha, benzettiğim kısım koyuluk ve derinlik ve bucaksızlık uçsuzluk kısmı; lacivertlik kısmı değil :) )
İlkkez bu derinlikte yüzdüm. Heyecan ürperti karışımı bişey hissediyordum hani...ama tek kelime ile harikaydı.(hep de tek kelimelik yerlerde "harika" kelimesi kullanılır niyeyse, yani harika ordaki güzelliği ve hissettiğim derinlik ve muhteşemliği anlatıyormudur acaba.? en azından harika kelimesine tek kelimeden oluşmayan parantez içindeki bu kısmı ekleyince belki anlatır diye düşündüm )
Fethiye ece marinaya girdiğimizde saat 18:00 i gösteriyordu. Tası tarağı topladık, bulduğumuz gibi neta etmeye çalıştık tekneyi. İyice ter içinde kalacak şekilde tekneden ayrılırken Elif hanımla Kemalle kaptanla vedalaştık. Kaptandan seneye de geleceğiz diyerek yer ayarlaması için söz aldık. Bu kez datça koyları için geleceğiz dedik. Olurunu aldık kaptanın.
İçimizde tatlı bir burukluk yorgunluk ve terli bir şekilde Nevzat Kaptan ve Yelkenli Teknesi Fırtına'ya veda edip ayrılırken, Kaptan uzaktan seslendi." isterseniz burda da sifonlu tuvalet ve duş var , marinadan ayrılmadan önce kullanabilirsiniz " diye bir hatırlatma yaptı...:))
Duşlara geldiğimizde, kocaman bir duşlar ve tuvaletler mekanı ve de klima ile serinletildiğini farkettim. Büyük bir ferahlıktı ..ve sepserindi. Güzelce soğuk sulanıp oradan ayrıldık, fethiye otogarına doğru yola koyulduk
31 Mayıs 2010
istanbul'da adalara seyir
13 Mayıs 2010
Etap Testinden Resimler
11 Mayıs 2010
Etap 32s 37s ve 46DS - Zeeland ' da yelken yapmak
http://vimeo.com/12846653
Bu linkte yelken seyrinin videosunu izleyebilirsiniz
Bu linkte yelken seyrinin videosunu izleyebilirsiniz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



